Dermatolojist
Dermatolojiye Dair Ne Varsa

Yakın Tarih

Bundan çok değil 30 yıl öncesine kadar bir standardizasyon kaygısı yoktu. Ankara’da Lütfü Tat ekolü vardı. Almanya’da eğitim almış olan hoca daha çok bu ülke kitaplarını takip eder, hatta hastalıklarla ilgili isimlendirmelerde dahi Almancalarını tercih ederdi. Kendisine yardımcı olan Ahmet Akçaboy hoca da Almancı idi. O sıralarda Amerika’da bilgi ve görgüsünü geliştirmek üzere 1’er yıl kalmış olan Prof. Dr. Nizamettin Erbakan ve Prof. Dr. Nur Or’da henüz klinik tradisyonlarını değiştirecek güce sahip değillerdi. Bu, çok uzun süre böyle devam etti.

İstanbul’a gelince Çapa’da ve İstanbul’da Fransız ve Alman ekolleri karışıktı. Prof. Dr. Osman Yemni ve hocam Prof. Dr. Faruk Nemlioğlu Fransız ekolü takipçileri idi. Yardımcıları Prof. Dr. Ahmet Murat ve Prof. Dr. Hafid Savaşkan ise Almanya’da eğitim görmüşlerdi. Klinik kütüphanelerinde Fransızca “Traite” yani büyük kitaplar vardı. Degos’un mis a jour’ları ile yenilenen meşhur kalın kitabı, yine 10 ciltlik Gransianky Atlası, Darier’in eski fakat değerinden hala bir şey kaybetmeyen 4 ciltlik muhteşem kitabı, Duperat’nın tek ciltlik güzel kitabı kütüphanelerin favori kitapları idiler. Bunlar yanında Alman Jadashon’un 10 ciltlik dev eseri de dikkati çekerdi. Dergilerde durum da aynı şekilde idi. Fransızca Annales de Dermatologie ilk sırada idi. Değişik bir dilden (İngilizce) ilk kez bir kitap olarak Wilkinson’un 2 ciltlik kitabını rahmetli Dilek Kocabalkan’da görmüştüm.

Yine İzmir’de Cemal Gezen hoca Fransız okulları takipçisi idi. Kendisi de çok güzel bir kadro kurmuştu. Prof. Dr. Nihat Benlioğlu yardımcısı idi. Prof. Dr. Saffet Solak Patoloji Prof. Dr. Nahide Altan Mikrobiyoloji bilgileri ile kliniğe güç katıyorlardı. Atilla Varol ve Sezer Erboz daha sonra katıldılar.

Kinikte hoca ve yardımcıları, asistan sayısı, hemşire ve personel sayısı tamdı, hatta fazlası vardı, eksiği yoktu. Araç gereç donanım olarak fazla bir şeye ihtiyaç yoktu. Her klinikte tepegöz vardı ve sunumlar bununla yapılırdı. Elektrokoter ve Wood lambası hep vardı. Bazı kliniklerde Nej Karbonık (Kriyoterapi Öncüsü) ve Ultraviyole lambaları (Puva Tedavi Öncüsü) vardı. Keza klasik, zayıf bir mikroskop vardı ancak mantarlar için nativ preprat yapımında kullanılırdı. Patolojik kuplara patolojide bakılır ve rapor beklenirdi. Ankara’da Nur hocanın çalışmalarını ayrı tutmak gerekir. Yine ayrı tutulması gereken bir başka alette Ahmet Akçaboy’un getirdiği ve klinikte kullandığı Yüzeyel Röntgen Tedavi aleti idi. Biyopsi için hasta cerrahiye gönderilirdi. Fotoğraflar hastane fotoğrafçılarına çektirilirdi. Bunlar için sıraya girilir, bayağı zahmet çekilirdi. İlk kez Punch biyopsi setini Türkan hoca Çapa’ya aldırmıştı. Klinik olgu fotoğrafları için bizim Cerrahpaşa’da Faruk hoca mükemmel bir Leica Makine ve eklerini aldırtıp asistan doktorlar Yalçın Tüzün ve Ertuğrul Hasbi Aydemir’e teslim etmişti.

Eğitim ve öğretim de hemen hemen kendi içinde standarttı. Yani sabahları hoca vizitleri, sonrasında genellikle bir hoca denetiminde poliklinik çalışmaları ve yine sene başında belirlenmiş olan seminer programının uygulanmasından ibaretti. Uzmanlık tez çalışmaları temel uğraşlardan biri idi. Yayınlarda hocaların taktiri ölçüsünde asistanlar ismen katılırlardı. Çok isimli yayınlar yapılmazdı. Yabancı yayını yalnızca hocalar yapardı, o da az sayıda. Nerden biliyorsun derseniz 1976 yılında “Türk Dermatoloji Bibliyografyası”nı hazırlamıştım. Orada 100 yıla uzanan bilimsel çalışmaları ortaya koyarken gözlemlemiştim.

Diğer taraftan eğitim ve öğretim yapan başka merkezler de vardı şüphesiz. Gata, Erzurum Atatürk Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve bunlar yanında İhtisas veren Devlet Hastaneleri Cildiye klinikleri gibi. Yine buralarda şüphesiz çok değerli hocalar görev yapmakta idi. Prof. Dr. Necmettin Gürhan, Prof. Dr. Lütfullah Aksungur, Prof. Dr. Özdemir Bingül, Dr. Cihat Çam, Dr. Kemal Turgut, Dr. Hasan Kemahlı, Doç. Tahir Reşat Kınacıgil gibi. Ancak eğitim ve öğretimin mutlak hakimi yukarda geniş biçimde anlattığım 3 büyük şehir üniversiteleri idi.

Her şey yolunda idi. Her şey belli idi. Hiç problem çıkmazdı. Çıkarsa “Büyük Hoca’lar” hallederdi. Öyle “Standardizasyon”a filan gerek de yoktu. Hatta farklı ekollerden yapılan eğitim tatlı bir rekabet de doğururdu. Farklılık bilimdeki gelişme için “Normal” hatta “Gerekli” sayılırdı.

Bu durum 1990’lara kadar devam etti. Bir şeyler değişmeye başlamıştı. Artık, kadro yapılanmasında, daha yeni ve modern aletlere ihtiyaç olduğunun tespitinde ve en önemlisi eğitim ve öğretimde yeniliklere gidilmesi yolunda düşünceler oldu. Bunda da en çok yurt dışına gidip gelmeler etkili oldu. Giderek artan sayıda öğretim üyesi namzedi yurtdışında çeşitli merkezlerde ciddi eğitimler aldı. Yurda dönüşlerinde edindikleri bilgileri aktarma ve uygulama fırsatı buldular. Bu, bana göre çok önemli bir faktördü. O sıralar yurtdışına çıkışlar sınırlı idi, maddi imkanlar el vermiyordu, burs bulmak zordu. Fedakarlık yapıp yurtdışına gidenler ise cansiperane çalıştılar. Ortalama bir yıl kalıp bir şeyler öğrenme arayışında oldular. O sıralara yabancı uzmanlar da ülkemize sık olarak gelmiyorlardı. Yabancıların gelmeleri bir lütuftu. Onlarla yeterli iletişim kurabilecek lisan bilen meslektaşlarımızın sayısı bile bir elin parmaklarını geçmiyordu. Ancak köklü üniversiteler ile yeni açılanlar ve eğitim yapan Devlet hastaneleri klinikleri arasında makas giderek açılıyordu. Daha sınırlı imkanlar ile çalışan kadrolarda eğitim ve öğretimde farklılık belirginleşmeye başladı. Bu da standart arayışının bir başka etkeni idi. Bugüne kadar bu konuda birçok çalışma yapıldı. Bunları daha çok Sağlık Bakanlığı talep etti. Ben bir çoğuna katılma fırsatı buldum. Hatırladığım ilk talep de 1990 yılında yukarda ifade ettiğim gibi Sağlık Bakanlığı’nın çağrısı üzerine başlatıldı. Bu konu ile ilgili olarak o sıralarda Bursa Uludağ Üniversitesi’nde görev yapmakta olan Prof. Dr. Zeki Palalı’nın başkanlığında, Prof. Dr. Aysel Gürler, Prof. Dr. Fikret Kölemen ve Prof. Dr. Kurtuluş Şutman’ın üye olduğu bir komisyon kuruldu. Zeki hoca da tüm ABD Başkanları ve Eğitim Hastaneleri Klinik Şeflikleri’ne birer mektup göndererek belli konularda görüş istemişti. Cevaplandırılması istenen 9 soru vardı.

Bunlar arasında eğitim süresi ne kadar olmalı, bu süre içinde yapılması gereken klinik ve cerrahi uygulamalar, yapılması gereken bilimsel çalışmalar (seminer, yayın, kongre katılımı vs) vardı. Ayrıca anabilim dalında olması gereken askari şartlar (öğretim üyesi sayısı, yatak sayısı, araç gereç ihtiyacı) soruluyor ve rotasyonlar hakkında görüş isteniyordu.

Bizler bu konularda görüşlerimizi bir mektupla Zeki Hoca’ya gönderdik. Önce preliminer bir rapor gönderen komisyon daha sonra ayrıntılı bir şekilde hazırladığı ikinci raporu Sağlık Bakanlığı Yüksek katına teslim etti.

İkinci girişim bu kez Türk Dermatoloji Derneği Başkanlığı tarafından 5 yıl sonra 1995 yılında başlatıldı. Çeşitli konularda çalışmak üzere komisyonlar kurulmuştu. Bu komisyonlardan biri de tekrar Prof. Dr. Zeki Palalı başkanlığında oluşturulan “Yan Dal- Bilim Dalı Rotasyon Komisyonu” idi. Bu komisyonda benden başka Doç. Dr. Nilgün Atakan, Doç. Dr. Seher Bostancı, Prof. Dr. Seher Erboz, Doç. Dr. Ülker Gül, Prof. Dr. Agop Kotogyan, Doç. Dr. Nahide Onsun, Prof. Dr. Ahmet Yaşar Turanlı ve Doç. Dr. Rana Anadolu bulunmaktaydı. Bu çalışmalar ne şekilde sonuçlandı doğrusu hatırlamıyorum. Daha doğrusu sonuçlanmadı diyebilirim. Bu kadar genişletilmiş dallandırılmış çalışmalar genelde bir sonuç vermez. Bir de bunu tüm tıp dallarına yaydığınız zaman projenin kaderi ertelenmek ile sonlanır.

Nitekim 2000’li yılların başında tekrar Sağlık Bakanlığı talebi ile bir çalışma başlatıldı. Bu kez çalışma gurubu Prof. Dr. Tülin Akan, Prof. Dr. Şebnem Özkan, Doç. Dr. Adem Köşlü, Doç. Dr. Tülin Mansur, Doç. Dr. Ülker Gül ve Dr. Fatma Eskioğlu’ndan oluşuyordu. Her seferinde başka bir şehirde yapılan çalışmalar konuyu biraz daha ileri taşıdı. O dönemde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı olan arkadaşımız Prof. Dr. Şebnem Özkan’ın çabalarını ve performansını ayrıca ifade etmek isterim. O günlerde yapılan çalışmalar son dönem çalışmalarına ışık tutmuş ve örnek olmuş çalışmalardır.

Bundan sonraki aşamada devreye Tıpta Uzmanlık Kurulu Müfredat Oluşturma Sistemi (TUKMOS) girdi. Tıpta Uzmanlık Kurulu (TUK) yaklaşık 6 yıldır müfredatların oluşması için her bilim dalı ile ilgili komisyonlar oluşturuyor ve bu komisyonlar yaklaşık 2 yılda bir yenileniyordu. Geçen yıl, öncelikle Dermatoloji Komisyonu oluşturuldu. Prof. Dr. Teoman Erdem, Prof. Dr. Ertan Yılmaz, Prof. Dr. Neslihan Şendur, Prof. Dr. Serap Öztürkcan, Prof. Dr. Rafet Koca, Prof. Dr. Cevdet Altınyazar, Prof. Dr. Sezai Şaşmaz, Prof. Dr. Ayşe Anıl Karabulut, Doç. Dr. Mehmet Salih Gürel, Doç. Dr. Mustafa Tunca’dan oluşan bu komisyon kendi aralarında Prof. Dr. Teoman Erdem’i başkan seçti. Uzun ve yorucu çalışmalardan sonra çok başarılı bir program hazırlandı.






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın: